30 Ekim 2014

Vakit

Buyrun size hafta sonundan hanım hanımcık bir Noni karesi :) Böyle süklüm püklüm böyle süt dökmüş kedi gibi durmamın bir sebebi var tabii ki de :) Niloş'u 25. ayda memeden kestim ve keser kesmez de kilo alımım hızlandı. Aslında kilo alımımı bir tek buna bağlamam da yanlış tabii... Genellikle blogumu Niloş uyuduktan sonra geceleri yapabiliyorum. Postları hazırla, fotoğrafları editle, sergi notlarını bilgisayara geçir derken saat bazen gece yarısı 3'ü bulabiliyor ve enerji almak için biraz kaçamak yapabiliyorum. Birkaç kaşık Nutella'dan ne zarar çıkar canım diyip kendimi tutamayıp kaşık kaşık yersem olacağı buydu tabii :P Uzun lafın kısası artık boğazıma dur demenin vakti geldi! Bir pastanede tatlı pasta lüpletirken beni görürseniz lütfen bu postumu bana bir hatırlatın olur mu :)
Elbise: Sheinside
Hırka & Bot: Zara
Çanta: Datça Sandalet
Yüzük: Evihan
Kolye: Massimo Dutti

29 Ekim 2014

91. Yıl

Nice 91 yılları Ata'mızı ve şehitlerimizi unutmayarak, memleketimizin değerini bilerek, birlik ve beraberlik içinde huzurla kutlayalım inşallah!
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

28 Ekim 2014

Geçmiş ve Gelecek (2. Bölüm)

Günaydınnn! Geçmiş ve Gelecek Sergisi'nin ikinci bölümüyle karşınızdayım bugün... Sergide yer alan Türk ve yabancı sanatçılara ait eserler ve o eserlere ait bilgileri de elimden geldiğince burada aktarmaya çalıştım. Sanatçıların eserlerini yapıldığı yıla göre sıraladım. İçlerinde beni çok etkileyen çalışmalar oldu; özellikle verdiği mesaj bakımından Sabire Susuz'un Alışveriş'i, İpek Duben'in Şerife'si, Gül Ilgaz'ın Ölüme Doğmak/Doğurmak isimli fotoğrafı, Marmara Güzel Sanatlar mezunu ablamın hocaları olan Hüsamettin Koçan ve Balkan Naci İslimyeli'nin çalışmaları, yıllar yıllar önce İstanbul Modern'de gördüğüm ve yine aynı heyecanla beni kendisine çeken Jennifer Steinkamp'ın ağacı, Seçkin Pirim'in beni hipnotize eden Derin'i ve daha niceleri... Bakalım bu çalışmalar arasında hangileri ruhunuza dokunacak ve sizi derinden etkileyecek? Hepinize iyi gezmeler dilerim :)
Kalafat İskelesi'nde Denizciler, 1957
Ara Güler
Tahtakale'de Arabaların Arasına Sıkışmış Bir Hamal, 1966
Ara Güler
İsimsiz, 1970
Komet

Asıl adı Gürkan Coşkun olan sanatçı, 1970 sonrasında gelişen eleştirel-politik figür anlayışının en önemli temsilcilerindendir. Sanatçının 1970 yılında girdiği devlet bursu yarışması için gerçekleştirdiği İsimsiz, dönemin yeni figür anlayışını yansıtan önemli bir örnektir. Dönemin toplumsal sorunlarına ironik bir yaklaşım getiren sanatçı, karanlık alanlara gömülü figür grupları ile kent hayatının değişen yüzüne vurgu yapar.
Kapitalist Üretim Süreci I (Özel Üretim), 1972
Yüksel Arslan
Yüksel Arslan Karl Marx'ın Das Kapital kitabından hareketle gerçekleştirdiği "Kapitalist Üretim Süreci I" adlı resminde, kapitalist üretim sürecinin toplum ve birey üzerindeki etkilerini sembolik, hicivli bir dille anlatır. Arslan, her zamanki gibi tek rengin tonlarını kullandığı resminde, seri üretim yapan bir fabrikada çalışan yüzlerce işçiyi ve fabrikatörü yansıtır. Sanatçı, kendine özgü anlatımıyla, işçileri tıpkı ürettikleri ürün gibi tektipleşmiş (hepsinin yüzü aynıdır), fabrikatörleri de kafaları madeni paraya dönüşmüş biçimde resmeder.
Şerife 6-7-8, 1982
İpek Duben

"Şerife 6-7-8" adlı yapıtında sanatçı, kadın elbiseleri üzerinden, kadının toplumda var olma mücadelesi veren kimliğine gönderme yapar. Resimde, elbiseler sadece birer elbise olarak ortaya çıkmaz, onları giymiş "birilerinin" üzerinde sunulur. Elbiselerin ayrıntılarında izlenen hatlarda bir kadın bedenini sezeriz fakat kadınları göremeyiz. Elbiselerin içindeki kadınlar bedenleri ile birlikte gizli kalmıştır, tıpkı toplumda, sorunları ile birlikte gizli kalan kadınlar gibi.
Konfeksiyon İşçisi, 1982
Neş'e Erdok
Ingres, Gerome, Burası Benim Hamamım, 1987
Bedri Baykam
Hava-Su-Toprak-Ateş-Kül 1, 1989
Balkan Naci İslimyeli
XV Rumeli Han, 1989
Kemal Önsoy
Karatahta (Karatahta üzerinde giydirilmiş el), 1992-1993
Aydan Murtezaoğlu

Sanatçının "Karatahta" yapıtında, eski Türkçe harflerin Latince alfabeye uyarlandığı bir karatahta görülür. Karatahtanın sağ alt yanına bir plastik el kopyası monte edilmiştir. Bir sehpa üzerine yerleştirildiğinde bu obje, Türkiye'de öğrenim görmüş olan herkese okul kitaplarında basılı olan, Atatürk'ü elinde bir değnekle yazılanları işaret ederken gösteren fotoğrafı anımsatacaktır. Atatürk'ün açık havada portatif bir karatahta önünde harfleri öğrettiği bir fotoğraftan alınan enstalasyon, geçmişin sorgulanmasını ve geleceğin yazılmasını işaretleyen bir çalışmadır.
Bilece, 1993
Nevhiz

Nevhiz'in resimlerinin ana öğesi her zaman insan figürüdür. "Bilece"de Nevhiz, insan varoluşunu sorgulatırcasına insan figürünü, hayvansal hatlarla deforme etmiştir. Bu figürün nereye ait olduğu, ancak izleyicinin kafasında tanımlanabilir.
Karşı Rüzgar Serisi No. 15, 1993-1994
Mehmet Güleryüz
Demir Çağı (Üçlü Davul), 1995
Osman Dinç

Osman Dinç'in yapıtlarında elips, daire, küre gibi temel geometrik formların ve demir, cam gibi tarihin eski çağlarından itibaren kullanılmış ve simgesel anlamlar yüklenmiş malzemelerin kullanımı ilk bakışta dikkati çeker. Sanatçının aynı heykel modülünü yineleyerek elde ettiği güçlü etki ve anlatım, zaman zaman eski çağların sanat yapıtlarına yapılan göndermeler ile daha da güçlenir.
Köpek Gezdirme Alanları Yaygınlaştırma Projesi (Triptik), 1995
Özdemir Altan

Özdemir Altan'ın "Köpek Gezdirme Alanları Yaygınlaştırma Projesi" adlı yapıtı, geniş bir renk, desen ve teknik yelpazesinden yararlanarak, modern kenti plan, doku ve kullanımların karmaşık bir pastişi halinde resmeder. Üst köşede, kentin sakinleri görülür: seksi bir bacakla gösterilmiş bir kadın ve cins köpekler. Ressam, böylece kenti hem planlama ile yaratılmış hem de deneyimle yoğrulmuş bir mekan olarak gösterir, insanın içinde yürüdüğü ama ayn zamanda da gözlemlediği bir mekan. Gezmekle gözlemek, görmekle görülmek arasındaki bu ilişki, 19. yüzyılda Fransız eleştirmen Charles Baudelaire'in de gözlemlediği gibi, modern çağın ilk belirtilerinden biridir. Çağdaş dünyada bu gözleme edimi, parlak renkler, seksi kadınlar ve dikkati çekmek için de bu pahalı köpekler gibi servet belirteçlerinden yararlanan reklamcılık tarafından kullanıma konmuştur.
Kömür Dağıtım Yeri, 1986-1996
Turan Erol

Sanatçı bu resminde, Ankara'da depolanan kömürlerin dağıtım alanını gösterir. Sanayinin itici gücü olan kömür ve modern bir taşıma aracı olan kamyonlarla at arabalarının çakışması, bir ulusun tarım toplumu olmaktan çıkıp, sanayileşmeye doğru giden gelişim sürecindeki bir anı yakalar. Turan Erol, arka plandaki sanayinin biçimleri ve yakın plandaki at arabaları ile dikdörtgen temelli biçimlerin tekrarı aracılığıyla, ilerleme yolunda atılan alçakgönüllü adımları gerçekçi bir yaklaşımla ortaya koyar.
Suzan II, 1999-2000
Erdağ Aksel

Yaşamla koşut giden, tüketim toplumuna gönderme yapan kavramların çelişkili kullanımına değinen Aksel, nesneleri heykelleştirir. Aksel'in heykeli, bulunmuş sarı tripodun üstüne sarı katlanır metreler konmuş, rüzgarda saçları dalgalanan Suzan'dır. Suzan'daki tripod, heykel üretiminin ve tarihinin önemli problematiklerini de işin içine ekler. Katlanır metreler heykele hareket ve duygu katarken, ölçüm ve denge kavramlarını da sorunsallaştırır.
Köpekli Kadın, 2001
İrfan Önürmen
Ölüme Doğmak/Doğurmak, 2001
Gül Ilgaz
Gül Ilgaz, Ölüme Doğmak/Doğurmak adlı çalışmasında doğumu ölümün başlangıcı olarak konumlandırır. Fotoğrafta doğumun fiziksel gösteriminden çok, doğum sonrası annenin çocuğundan ayrılışı ve aralarındaki tekliğin kayboluşu ele alınır. Anne, karşıda fotoğrafı görünen ama kendisi var olmayan çocuğa doğumla birlikte gelen ayrılığı ve ölümün başlangıcını da göstermektedir.
Çocukluğumun Bahçeleri, 2002
Alaettin Aksoy
İnsan III, 2002
Ergin İnan

Mikro ve makrokozmosa işaret eden "İnsan III" adlı resim, insan bedeni ile onu kuşatan sembolleri ve anlamları yan yana getirmektedir. Yüzeye bir ağ gibi yayılan böcekler, farklı kültürlere vurgu yapan sembolik işaretler, insanoğlunun evrendeki tinsel yolculuğunu akla getirir.
Yaklaş, 2002
Orhan Cem Çetin

Yaklaş serisi, hayatı kendi öznel bakışımızdan çok, kaydedilmiş görüntüler üzerinden algılayışımızın adeta bir simülasyonudur. Serideki görüntüler, Orhan Cem Çetin'e ait sıradan hatıra fotoğraflarının içinden alınmış ayrıntılardır. Fotoğrafların içindeki bu çerçeveler, sonradan keşfedilen ayrıntılar hayatın gözlerimizin önünden geçişidir. Bu yönüyle Yaklaş serisi, oldukça deneysel görünüşüne karşın aslında bir belgesel, belki de hayatın ta kendisidir.
Dikkat Çekici 1, 5, 6, 2003
Jennifer Steinkamp

"Dikkat Çekici" 8. İstanbul Bienali'nde tarihi Yerebatan Sarnıcı için yaratılmıştır. Bilgisayar animasyonu ürünü üç ağaç, sarnıcın duvarlarına projeksiyonla yansıtılmış, sarnıçta sütun desteği olarak kullanılan iki kadim Medusa başına karşılık gelmiştir. Yunan mitolojisinde Medusa olağanüstü güzellikte bir kadındır; deniz tanrısının tecavüzüne uğrar ve sonrasında kıskançlık nedeniyle tanrıça Athena tarafından yılandan saçları olan ve bakışıyla erkekleri taşa döndüren bir canavara dönüştürülür. "Dikkat Çekici"de Medusa'nın efsanevi başı, bir sıra ağaç arasında ortaya çıkar. Ama kadın yüzü yerine ağaç gövdesi vardır, yılan saçların yerini ise yılanlar gibi hareket eden ağaç dalları almıştır. Bu ağaçların her biri kademe kademe mevsimlerden geçer - önce tomurcuklanırken görülürler, sonra yaprakları çıkar, sonbahar kırmızısına bürünür ve nihayetinde solarak çıplak kalırlar. İmgeler şık ve tekinsiz bir şekilde kıvranırken, kadim hikaye, kadın cinselliğinin gücünün ve Medusa'nın güzelliğinin bir kutlaması olarak yapılmış bu enstalasyonla yeniden anlatılır.
video
İsimsiz, 2000-2003
Mustafa Horasan

Mustafa Horasan çalışmalarında kötülüğün insanoğluna nasıl yerleştiğini, imaj kültünün savaşları nasıl anlamsızlaştırdığını, doğa ile kültürün birbirini nasıl ittiğini, bedenin kötürüm ve çaresiz bir et olarak nasıl ayakta kalabildiğini ve canlılar ile insanoğlunun tuhaf yabanıl ilişkisinin nedenlerini görünür kılmaya çalışır.
Düşüş, 2004
Gül Ilgaz
Körler İçin Resim serisinden, 2004-2005
Hüsamettin Koçan

Hüsamettin Koçan'ın resimlerinde toprak, hem simgesel anlamıyla hem de tuvallerinde fiziksel olarak kullandığı bir malzeme olarak en önemli öğelerden biridir. Toprak, özellikle sanatçının yaklaşık son yirmi yılda yöneldiği Anadolu merkezli sanat üretimi için bir çıkış noktası ve ifade sürecinin kendisi olarak yer alır. "Körler İçin Resimler serisinden" yapıtında sanatçı, kabartmaları yüzeyin altına toprak yerleştirerek sağlar. Yapıtın yüzeyinde belli belirsiz seçilebilen insan figürleri, aslında görebildiğimizin ötesinde bir gerçeklik olarak toprakla oluşturulur. Sanatçı, daha önce Anadolu coğrafyası, kültürü ve tarihine ait görsel öğeleri sembolik ve motife ilişkin bir dille kullandığı işlerinden farklı olarak, bu kez Anadolu'ya, memleket düşüncesine ait bir öğeyi daha kavramsal düzeyde kullanır. Resimler ziyaretçinin görmediğini varsayar, yani bir anlamda algılanabilirliğini ancak dokunma yöntemi üzerinden tanımlar. Ne var ki bu yapıtların bir müzede sergilenmesi ile, geçici bir süre de olsa, onlara "dokunulamaz ancak uzaktan izlenebilir - adeta kutsal birer müze objesi" muamelesi yapmak kaçınılmazdır. Bu da yapıtın kendi algılanabilirlik doğasıyla ilgili ilginç bir çelişki yaratır.
İsimsiz, 2005
Temür Köran
Kırmızı V, 2005
Seyhun Topuz
Substrat 27 II, 2005
Thomas Ruff
Dinlenme II, 2006
Hüseyin Çağlayan

Hüseyin Çağlayan'ı birçok modacıdan farklı kılan en belirgin özelliği, günümüz dünyasının politik, ekonomik ve sosyal etkilerinden yola çıkarak, felsefi bir konumlandırmayla tasarımlarını hayata geçirmesi ve giysilerinin kimi zaman heykele, kimi zaman mobilyaya, hatta mimariye göndermeler yapmasıdır. Gerçekleştirdiği projelerle moda tasarımı ve çağdaş sanat arasındaki sınırları kaldıran Hüseyin Çağlayan, "Dinlenme" adlı yapıtının ilk versiyonunda kanat kapağı açıldığında Swarowski kristalleri ve LED ile aydınlanan bir kanadın parçasını, ikincisindeyse bir uçağın burnunun parçasını duvara monte ederek hava yolculuğuna olan ilgisini gösterir. Enstalasyonları, uçuş deneyimini sembolleştiren katlanır bir koltuk ve zamanın nasıl hızlı bir şekilde aktığını yeniden hatırlatan bir sayaç tamamlar. Fiziksel olarak etkileyici olan bu kavramsal enstalasyonlar, hareket, hız, göç ve teknoloji konularını irdelerken, hem hareket hem de dinginliği hissettirir.
Çirkin Yüzler, 2006
Tony Cragg

Tony Cragg'in "İyi Surat" isimli eseri de Sakıp Sabancı Müzesi'nin bahçesinde yer almaktadır...
Retrospektif II, 2007
Adnan Çoker
İsimsiz, Görünmez serisinden, 2007
Sıtkı Kösemen

Kösemen, anı değil, bir anlatıyı yakalayıp insanların çevrelerinde olup bitenleri izleyiciyle buluşturmayı hedefler. Görünmez adlı seri, günlük yaşamda maruz kaldığımız imge ve nesne yoğunluğuna dikkat çekerek, bireyin algısının, iradesinin oynadığı rolü ve geliştirdiği tepkiyi ortaya koyar. Bu görsel çeşitlilikte ayırt edici olan siyasi, ekonomik, kültürel bir kabullenme ve reddediştir.
Kuzey Dumanı, 2007
Pae White
Düşlerken, 2008
Yusuf Taktak

Yusuf Taktak "Düşlerken"de zamanın çokboyutluluğunu, uyku ve uyanıklık arasındaki bilinç halini ve yaşamsal düzlemdeki gerçeklik algısını sorgular.
Sarkis'in Büyük Zamanları Önünde Raks Eden Maymun Kafataslı Heykel, 1989-2009
İlk ve tek Türkçe versiyonlu renkli neonlar ve Kongo'dan bir heykel
Sarkis
Sarkis'in 2009 Eylül ayında İstanbul Modern'de düzenlediği Site adlı kişisel sergisi için gerçekleştirdiği bu neon çalışmadaki kelimeler, onun kariyerindeki dönemlere işaret eder. Sanatçı, çalışmasını şöyle anlatır: "Gazino şarkıcılarının adları gibi, sanatımdaki dönemlerim de neonlarla yazıldı. Önlerinde maymun kafataslı bir Afrika heykeli raksediyor."
80SW/Uçan Bahçe/Hava-Limanı-Şehri, 2007
Tomas Saraceno
Tomas Saraceno'nun Hava-Limanı-Şehri projesi kapsamında bulunan, hava yastıkları ve ağ kullanarak şekillendirdiği bu yerleştirmesi hafif ama kütlesel bir yapıyı yansıtır. Sanatçı, sınırları çizilmiş şehir planlarının, insanların birbiriyle kurduğu ilişki modellerinin, mülk ve milliyet kavramlarının yaşanılan topraklar üzerindeki sınırlayıcılığına mimari önermeler sunar. Hava-Limanı-Şehri projesinde uçan hava limanlarına benzer bir yerleşim modeliyle, havada süzülerek toprak ve ülke sınırlarından bağımsız hareket edebilen, politik ve ekonomik sistemleri yeniden tanımlayan uluslararası şehirler yaratmayı amaçlar. Sanatçının bu projeye ait Uçan Bahçe çalışmaları ise bu ütopyanın bir parçası olarak, ekolojik yapıların kendi içindeki kaotik uyumunu yansıtacak şekilde tasarlanmış doğal alanlardır.
Cenevre, 2008
Leyla Gediz
Kendini Bana Getir, 2009
Handan Börüteçene
Şöyle söyledi mekân:
Beni ilk gördüğün zamanki heyecanlarını getir,
Her biri bir başka işinde sana yol olan.
Bana kendini getir.

Her bir parçanın dünyaya karışmış olanından geriye kalan.
Bana eski misafirlerimden bir parça getir,
Hani senin de şu çok sevdiğin,
Yan yana dizili 19 kişinin bize bakan yüzlerini taşıyan.

Kurimbu köylülerinin yekpare ağaca yonttuğu,
Her birinin hikâyesi uzaklarda boş bir bavul gibi asılı kalmış olan.
Bana 19 bavul getir,
Her biri başka birinin belleğini saklayan.

Bana kaybolduğun bütün anları getir,
Merceklerden bakıp zamanın izlerini süreceğin.
Bana eski sandalyelerimi geri getir,
Her biriyle başka bir belleği kavuşturacak olan.

Bana Rumi'nin şiirini getir.
"Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel" diye başlayan,
"Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım" diye biten.

Bana insanlar getir,
Her biri geldiği yerin tesellemecisi olan.
Bana hayallerini getir,
Yaşarken beni baştan ayağa sen yapan.
Bana kendi belleğimi getir,
Hasretle karşılaşmayı beklediğim.
Bana her şeyi getir.
Her biri bir başka şeyin her şeyi olan.

Handan Börüteçene
Paris, 2008
Üç Balon Yardımıyla Havalanan Piyano, 2009
Serkan Özkaya

Enstalasyon, performans ve heykel alanlarında üretimini sürdüren Serkan Özkaya, kemikleşmiş kurumsal varoluşlarını alaya almak üzere, dünyanın önde gelen sanat kurumlarını kendisiyle zoraki bir diyaloğa sokar. Louvre Müzesi'ne mektup yazarak Mona Lisa'nın ters asılmasını önerir, Philadelphia Sanat Müzesi'ne bir arkadaşının Duchamp'ın pisuarına işemek üzere olduğunu haber veren bir faks çeker. Günlük gazetelerin ön sayfalarını elle kopyalayarak sanat yapıtının biricikliğini ve aşkınlığını sorgular. Restoranlarda normal bir tatlı fiyatına satılan yenilebilir sanat yapıtları üretir. Özkaya, çalışmalarında orjinal ile kopya, kalıcılık ile tüketilebilirlik, avangard ile popüler kültür gibi sanatsal ayırımları ortadan kaldırarak neyin, nasıl sanat olduğuna dair muğlak bir alan yaratır.
Serkan Özkaya'nın "Üç Balon Yardımıyla Havalanan Piyano" adlı heykel/yerleştirmesi, sanattaki ağırlık ve hafiflik kavramlarını hem gerçek hem de mecazi anlamda karşı karşıya getirir. Sanatçı, hem alaycı hem de ciddi bir tavır takındığı, ironik ve kışkırtıcı çalışmalarında, çağdaş sanattaki kavramların ağırlığına karşı saf bir absürtlük sunar.
Yeni Vatandaş I-II-III, 2009
İnci Eviner
Sünnet Düğünü (Diptik), 2009
Aslı Torcu

"Sünnet Düğünü" adlı resimde sanatçı, kimliksiz olmayan, bir tanıdığının aile albümünden gelen bir fotoğrafın mahremiyetini kullanır. Resmedilen kare, bir arkadaşının 60'lı yıllarda aile arasında kutlanan sünnet düğününden bir sahnedir. Sanatçı sünnet düğününün etrafında dönen merasimin "tuhaflığını" göstermek istemiştir. Aile fertleri arasındaki karmaşık ilişkileri de kurcalayan bu yapıtta, bir diğer tuhaf unsur da fotoğraftaki oğlanın elinde, annesine yönelttiği bir oyuncak tüfek olmasıdır. Yapıt iki parçadan oluşan diptik bir resimdir. Çocuğu örten yorganın iki parçayı birbirine bağladığı bu yapıtta, iki bölüm de "arada" bir yerdedir. Kağıt üzerine aktarılmış olan bu sahne sanatçının kendi anıları arasında yer almasa dahi, neredeyse Torcu'ya ait, hatta anonim bir imge haline gelmiştir.
İsimsiz (Triptik), 2010
Ahmet Oran
Motif - Çaktırmadan Göstermek, 2010
Turan Aksoy

Sanatçı tuval üzerine yaptığı bu resimde figürlerini yeşil bir manzara içerisinde resmeder. İki figür de zor pozisyonlarda meditasyon yapar gibidir. Birer gölge olarak da tanımlanabilecek bu iki figür, hem kadın hem de erkek olabilecek kadar yalın, parlak şekiller olarak kağıda dökülmüştür. Turan Aksoy'a göre motif yardımıyla aşk, acı ve ölüm gibi sanata konu olmuş öğeleri birer süs olarak betimlemek mümkün olabilir.
Araf, 2010
Selma Gürbüz
Sessizliğin Manzarası (Triptik), 2010
Azade Köker
Yangın, 2010
Pleksiglas üzerine akrilik boya
Ramazan Bayrakoğlu
Her zaman kendi görsel arşivinden etkili bulduğu bir imajı kullanan Bayrakoğlu, Yangın adlı resimde yanan bir ev fotoğrafıyla çalışmıştır. Bu yapıt, yok olma, tükenme ve anıların uçuculuğu gibi dramatik kavramları tek bir imge üzerinden düşündürür. Yangın aynı zamanda, sanatçının bu malzemeyle kusursuzluğu aramasındaki sürecin örneğidir.
Kırmızı Duygusal Küre, 2010
Olafur Eliasson
Düzey, 2010
Michael Raedecker
İsfahan'da Gün Batımı, 2010
Ghada Amer
Double Cherry, 2011
:mentalKLINIK

:mentalKLINIK 1988 yılında Yasemin Baydar ve Birol Demir tarafından kurulmuştur. İçinde bulunulan zamanın tüm parçalarını çalışmalarının malzemesi haline getiren :mentalKLINIK ses, eylem, nesne, yazı ve form gibi birçok araçla güncel gerçekliğe işaret eder. Disiplinlerarası çalışma biçimlerinin sınırlarını zorlayarak, tüketim ve üretim alışkanlıklarımızı yeniden yorumlayan bu koparılmış materyalleri bulundukları bağlamdan uzaklaştırarak sergi mekanında eğreti, yabancı ve tekinsiz kabul edilebilecek yeni bir estetik form yaratır. Gerçek işlevinden uzaklaşan yüzeyler çevrelerinden çok, kendi farklı katmanlarını ve ışığını yansıtmaktadır. Paradoksal biçimde, sıradan endüstriyel malzemelerin parlak ve pürüzsüz kusursuzluklarının barındırdığı saklı gösteriş, minimal ve kavramsal bir yaklaşımla ortaya konur.
Double Cherry birbirlerine sıkı sıkıya bağlı, düşünsel üretim pratiğiyle birbirine kenetlenmiş ikilinin yüksek teknoloji yardımıyla üretilmiş üç boyutlu otoportresini temsil eder.
Dışarıdan, 2011
Nuri Kuzucan

Kuzucan genellikle çok katmanlı kent manzaralarını soyut geometrik formlarda resmeder. İçeriden-Dışarıdan serisinden "Dışarıdan" isimli çalışmada daha çok steril ve donuk yapılar görülür. Kuzucan, bu çalışmasında izleyiciyi renklerle içeri çekmektense araya mesafe koyarak onları tanık konumunda bırakır ve böylece bu tanıklığı düşünmelerini ister.
İsimsiz, 2011
Ebru Uygun

Sanatçının çalışmaları zıt kavramların birbirini tamamlamasıyla meydana gelir. Heykel disipliniyle bağlantılı düşünülen aktiviteleri resim pratiğine ekler, çünkü resim süreci içerisinde boyar, boyayı kazır, tuval bezini yırtar ve keser.Daha sonra rastlantısal bir biçimde bu parçaları yapıştırır ve tuval bezi parçalarından oluşan bir kolaj yaratır. Uyguladığı kesme ve yırtma gibi çeşitli müdahalelerin yarattığı sesleri de kayıt altına alır.
polar kovalent bağlı EVDE dot, 2011
Canan Dağdelen

Sanatçı bu çalışmasında "ev" kavramına yeni açılımlar getirir. Burada, atomların birleşmesiyle elektron dağılımında oluşan değişimlerin sonucunda meydana gelen kimyasal bağlara gönderme yapar. Kovalent, özellikle polar kovalent bağ, Dağdelen'in ilgi noktasıdır. Nasıl bir su molekülü, H2O, iki farklı cins atomun bir araya gelmesi ve son yörüngelerindeki elektronların paylaşılması ile polar kovalent bağlı bir ortak çekim gücü oluşturuyorsa, Dağdelen de mimari öğeleri aynı işleve yöneltir. İki kubbe ve bir kübik gövdeden oluşan "polar kovalent bağlı EVDE dot" adlı yapıtta yeni bir formu yakalar. Mekana yerleştirilmesi ise izleyiciyi formu aramaya, kendi özgül dilini keşfetmeye davet eder.
Korkunç Köpek Balığı, 2011
Mark Bradford
İsimsiz, 2011
Tayfun Erdoğmuş
Alışveriş, 2011
Sabire Susuz
Sergide beni en çok etkileyen çalışmalardan biri hiç şüphesiz Sabire Susuz'un "Alışveriş"i oldu!
Sanatçı, "Alışveriş" adlı çalışmasında moda fenomeninden hareketle popüler kültüre de dikkat çekerek marka ve yapay değerlerle sınırlandırılan bu varoluş biçimini, görsel olarak giysi etiketleri aracılığıyla sorgulamaya çalışır. Markası için alınan giysiler ve markayla edinilen kimliklerin insan üstünde bir süre sonra eğreti duracağını savunan sanatçı, etiketleri birbirine toplu iğnelerle tutturur. Sususz, iğneler çıkarıldığında yere düşecek parçaların ardında kalan bomboş beyaz zeminle, kimliğin markayla edinilmediğini, markayla edinilen kimliğin geçiciliğini düşündürmek ister.
İsimsiz, 2012
Rasim Aksan

Sanatçı, fotogerçekçi üslubun genç temsilcilerindendir. Bu üslupta çalışan birçok sanatçı gibi, airbrush tekniğini kullanır. Kompozisyonlarının çoğu, günlük hayatta karşısına çıkan ve kendi fotoğrafladığı karelerden oluşur. Geniş bir görsel arşive sahip sanatçının imge seçimindeyse öznenin içe dönük ve saklı duruşu dikkat çeker. Bir bütüne veya anlatıya ait olmayan ıssız imgeler izleyiciye kolay çözümlenemeyen, esrarengiz hikayeleri çağrıştırır. Yapıtlar, ısırılarak yarım bırakılan bir çilek, bedenin bütünlüğünden kopuk yalnız bir çocuk eli, iyileşmeyi bekleyen tek başına bir kedi veya solmuş bir çiçek gibi tekil imgeleri gösterir.
Kırmızı Girdap, 2012
Gülay Semercioğlu

Soyut ve minimal bir görsel sözlüğü olan sanatçının renkli teneke işlediği dokumalar, renk ve ışık ilişkisinin yarattığı zenginlikten beslenir. Görsel kalabalığa çalışmalarında yer vermeyen sanatçı sadece dokuların üst üste gelmesinin doğurduğu yanılsamadan yararlanır. Endüstriyel işlevler için üretilmiş gümüş bazlı teller, ışık vurduğunda üzerlerindeki yoğun doku sayesinde farklı renk tonlarını yansıtırlar. Çapı 200cm'i bulan büyük boyutlu bir çalışma olan "Kırmızı Girdap", çelik tellerin gerilimi ile sonu gelmeyen bir akıntıyı ve baş döndürücü eğrimi, çiçek formu gibi zarif bir hattın üzerinden işler.
İsimsiz, 2012
Burcu Perçin

Resimlerinde genellikle yağlı boya çalışan sanatçı, boş endüstriyel mekanları konu edinir. Perçin, terk edilmiş endüstriyel alanları her zaman uyguladığı hareketli ve belirgin fırça çalışmalarıyla betimler. Terk edilmişliğe ve endüstrileşen kentteki dinamik değişikliğin yarattığı yalnızlık hissine işaret eder.
Derin, 2012
Seçkin Pirim

Seçkin Pirim, çalışmalarında, insanın içinde yaşadığı toplumsal ve bireysel yapıların kontrol gücüne karşı geliştirdiği direnci temel alır. Pirim'in çalışmaları zaman, değişim ve bütünleşme kavramlarına işaret ederken insanın teknoloji üzerinde kurulu dünyasıyla bağlar kurar. Pirim, rastlantıya yer vermeden, titizlikle çoğalttığı birim biçimleri tekrarlayarak formu görünmez kılan bir bütün yaratır. Böylece sınırlar içinde sınırsızlığı arayan bireyin savaşını ve hesaplaşmalarını hipnotik bir etkiyle görünür kılmak ister. Sanatçı Derin isimli çalışmasında zamanın insan üzerindeki etkisini vurgulamıştır. 
Reflex 15, 2012
Canan Tolon
1553, 2012
Taner Ceylan

Ceylan'ın, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan'dan esinlenerek yaptığı resmin ismi, Kanuni'nin, oğlu Şehzade Mustafa'yı öldürttüğü 1553 tarihine gönderme yapar. Resmin yüzeyine yayılan kan, iktidar, güç ve şiddet arasındaki gerilimli ilişkiyi hatırlatır. Ceylan'a göre ebedi hayat ve sonsuz güzellik daima bir kurban ister. Resme konu olan kişinin yüzünü gizleyen tül, iktidarın kendini örtülü bir şiddetle besleyişini de sembolize eder. Yakın çevresindeki insanlarla çalışan sanatçı, bu resimdeki modeli Alp'e daha önceki çalışmalarında da sıklıkla yer vermiştir.
Ağ, 2012
Arzu Başaran
BC (3030), 2012
Sterling Ruby


Not: Geçmiş ve Gelecek Sergisi'nin 1. Bölümü'ne buradan ulaşabilirsiniz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...