14 Ocak 2020

Kiev

Ağustos'un sonlarına doğru prensimle birlikte Ukrayna'ya birkaç günlük bir gezi düzenledik, tek amacımız bana biraz moral olmasıydı, bu sebeple bu gezinin ne müze ne de başka yorucu bir etkinlikle dolu olmasını istemedim. Kiev sokaklarını arşınlayıp dilediğimce fotoğraf çektim. Aslında geçtiğimiz senelerde birçok ülkeye gittim ama blogumda bunlara yer verme fırsatım olmadı, 2019'dan kalmış olsa bile bu son gezimize ait fotoğrafları burada paylaşmak istedim...
Moskova'yı özlediğimden olsa gerek Kiev bende sımsıcak duygular uyandırdı. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Moskova'dan çok daha ucuz bir şehir, vize almaya gerek yok, Uber çok güzel işliyor, yemekleri (ve kadınları) pek güzel, ayrıca dili de Rusça'yla benzerlikler taşıdığı için bu dili bilenler için iletişim kurmaları kolay... En ünlü caddelerinden biri olan Khreshchatyk pazar günleri trafiğe kapatılıyor ve meydan çeşitli konser/etkinlik alanına dönüyor ve hediyelik eşya satan ufak standlarla doluyor... Benim en sevdiğim yerlerden biri ise farklı sanatçıların yaptığı tablolar ve bit pazarı ile rengarenk bir görüntü çizen Andrevskiy Yokuşu oldu...
Ağustos ayına rağmen hava serin ve zaman zaman yağışlı olsa da sokakları dolaşmak ve fotoğraf çekmek çok iyi geldi bana, çektiğim karelerden bazıları huzurlarınızda..

Moskova'da görmeye alışkın olduğumuz yemyeşil güzel parklar Kiev'de de vardı...
Kiev'e yolunuz düşerse mutlaka ama mutlaka Milk Bar'a uğrayın ve benim yerime de imza kahvelerinden biri olan creamy lemongrass için lütfen!
Andrevskiy Yokuşu'nda karşıma çıkan tatlı pisicikler!
Kiev'de yerel cafeler de pek şirindi, bu şehirde Starbucks'ın olmamasına ise çok şaşırdım!
Sadece masum bir vişne likörü zannedip yetmezmiş gibi bir de dublesinden sipariş ettik meğer kazın ayağı hiç de öyle değilmiş, %30 alkol oranına sahipmiş, mekandan çıktığımızda resmen zomdum :P

09 Ocak 2020

Hello 2☯2☯

Yeni senenin ilk günlerinden herkese merhaba! Çift rakamlı yılları hep çok sevmişimdir, bana uğur getirdiğine inanırım, 2010 yılında prensimle evlenmem, 2012 yılında prensesimizin dünyaya gelmesi aklıma ilk gelenler :) Dilerim 2020 güzel günlerle doludur, en başta tabii ki sağlık diliyorum, sağlık olunca diğer şeyler bir şekilde yolunu buluyor...
Açıkçası yeni sene için kendime planlar çizmedim, hedefler koymadım, tamamen yüreğimin götürdüğü şekilde ilerleyeceğim. Zaten bir süredir bunu hayatımda uygulamaya çalışıyorum, non-stop bir şeyler üretme hırsına kapılmadan, tüketim çılgınlığından da uzak durarak, ruhumu sadece sevdiklerim ve sanatla beslemeye çalışıyorum, yeni sene için illa bir hedef koymam gerekirse bunu aynı şekilde devam ettirmek olabilir :) 

2020 güzel yaşanmışlıklarla dolu olsun, kalbimizden ve aklımızdan geçen her güzel düşünce gerçekleşsin!
Mutlu seneler diliyorum herkese!

15 Kasım 2019

Özlemek çok özlemek...

Nil'in 1 haftalık ara dönem tatilinde İstanbul'a gidiyoruz ama bu sefer ayaklarım geri geri gidiyor, hiç gitmek istemiyorum. Ne zaman gitsem canım teyzemlerle de program yapardık, eğer onlara gidiyorsam mutlaka sevdiğim şeyleri hazırlardı, benim için mercimekli köfte yapar, Nil'in "Sevdi Suyu" dolapta mutlaka hazır olurdu. Sonra biraz yürüyüş yapardık, mahallede yeni bir mağaza açılmışsa beni götürür benim uzun uzadıya bakınmamı sabırla beklerdi. Nil'i eğlendirecek bir şeyler de mutlaka bulurdu. Hasta olduğu dönemde bile bunları hiç ihmal etmedi. Onunla geçirdiğim her anı çok özlüyorum. Şen kahkahalarını, zarif ellerini, ne anlatırsam anlatıyım aramızda kalan sırdaşlığını, beni her daim rahatlatan varlığını çok ama çok özlüyorum. Ve ne yaparsam yapıyım onun yokluğunu hafifletecek bir teselli bulamıyorum; biriktirdiğimiz güzel anıları anmak dışında... Canım teyzem her zaman kalbimde yaşayacak ama İstanbul onsuz artık eskisi kadar güzel olmayacak...

14 Kasım 2019

Alsancak Sokakları

Geçtiğimiz hafta ne zamandır gitmek istediğim Picasso sergisi için Alsancak'ın yolunu tuttum. İzmir'de trafiğin İstanbul kadar yoğun olmadığını zaman zaman unutabiliyorum, tahminimden çok daha erken bir saatte Alsancak'taydım ve serginin olduğu Arkas sanat merkezinin açılmasına daha yarım saat vardı. Durum böyle olunca Alsancak sokaklarını biraz dolaşıyım dedim. Kasım ayında olmamıza rağmen sıcaklığıyla hava da bu fikrimi destekler gibiydi :) Daha önce gezmediğim sokakları arşınlamak ve her köşede karşıma çıkan değişik duvar resimleriyle şaşkınlık yaşamak pek keyifliydi, kendimi bu tura öyle kaptırmışım ki sanat merkezine gittiğimde çoktan açılmıştı ve öğrenciler içeriye doluşmaya başlamıştı bile...
Bazen fotoğraflarda tesadüfi olarak denk gelen şeyleri o anda çekerken hiç farketmiyorum... Vapurda dönüş yolundayken çektiklerime bir göz atmak istedim ve bu fotoğrafta masada bitmiş bir çay fincanı olduğunu sonradan farkettim, duvar yazısıyla bu tesadüfi uyumu pek hoşuma gitti!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...