31 Aralık 2010

27 Aralık 2010

6. His ve 96 An...


Bir sene daha bitmek üzere, günler aylar hangi ara geçti, ne zaman finişe geldik, nerdeyim ben noluyo? Benim başım döndü bu senenin hızından :) Bir seneye dönüp bir baktım da işte şunları sığdırmışım 365 güne... Pardon seneyi bitirmemize daha 4 gün var; 365-4= 361
İşte 361 güne sığdırdıklarım:


Dolu dolu aşk, canım ailem, canım ablam, bızdıklarım, arkadaşlarım, kedilerim, ayrılıklar, kavuşmalar, nişan, jet nikah, kutlamalar, düğünler, bebişler, istifa, blogum, hobilerim, pissi, kısa tatil kaçamakları, uçaklar, yediklerim, içtiklerim, gezdiklerim, İstiklal, Eminönü, Bağdat Caddesi, Saroz, Marmaris, Datça, Bozburun, Selimiye, İzmir, Çeşme, Alaçatı, kısacası canım memleketim, yeni ülke, yeni ev, güzel şehir Moskova, Rusça ile bocalama, yeni arkadaşlıklar, çektiğim yüzlerce fotoğraf, kahkaha, hüzün, vesaire... Sizinkini bilmiyorum ama benim koca bir yılımın özeti bu oldu...


Geçen sene yeni yıl ile ilgili yazımda "6. hissim benimle kafa bulmuyorsa bu senenin benim için çok önemli bir sene olacağına inanıyorum." diye yazmışım, evet 6. hissim benimle kesinlikle kafa bulmamış! Prensimle hayatımı birleştirmem, ardından yeni bir ülkede yeni bir hayata başlamamız 2010'un bizim için çok özel bir yıl olmasını sağladı... İçimdeki ses 2011'de bu kareye bir de minik bir bebiş sığdıracağımızı söylüyor. Çin takvimine göre ne oluyor bilmiyorum ama ben şimdiden 2011'i tavşan yılı ilan ediyorum kihhh kihhh ;) 

25 Aralık 2010

Gum'u Seviyorum!

Uzun süredir yağan karın üstüne bugün şakır şakır yağmur yağınca, yollar buzlanıp yürümek zorlanınca kendimizi daha fazla yerde bulmadan Gum'a atıverdik. İçeri girer girmez duyduğumuz hareketli müzik ve rengarenk süslerle içimizi yeni yılın heyecanı ve mutluluğu sardı :) 
Kışın daha doğrusu eksi derecelerin en kötü tarafı kat kat giyinmek zorunda kalmanız :( Elimden geldiğince kardan adam gibi görünmemeye çalışsam da kışlık giysilerle pek barışık olduğum söylenemez! Kışın çabucak geçmesini özellikle şu kürkleri daha fazla görmemek için istiyorum, maalesef burada genç yaşlı herkeste bir kürk çılgınlığı var. Üstümdeki yelek gibi suni kürkler dururken neden ölü bir hayvanın derisini insanlar üstünde taşımak isterler inanın anlayamıyorum!
Şimdi TV açık, Okan'ın programında bayıldığım oyuncu Nihal Yalçın kürke karşı olan komik bir tiplemeyi canlandırıyor, bu yazımdan sonra tam denk geldi, çok güldüm doğrusu hii hiii :)
Gum'un içinde gezintiye devam edelim... Bu şirin yaşlı amcalar harika bir müzik dinletisi sundular bize, uzun süre de yorulmadan performanslarına devam ettiler...
Şu güzelliğe bakar mısınız! 41 kere maşallah diyorum! Bu arada anneyle baba bugün ikinciyi yapmaya karar verdiler sanırım ;)
Havada aşk kokusu var :) Gelinle damat değil canım diğer çifti kastediyorum ben!
Hmmmm bu gece Moskova'da 4.5 şiddetinde artçı depremler bekleyebiliriz :)
Tsaritsyno Parkına gittiğimiz gün gibi etrafımızı bir sürü gelinle damat sardı bugün, çok hoş bir görüntüydü doğrusu... 
Bu çift çok komikti, gelin damadı boğuyor gibi poz verdiler :)
Evet ilk kez cesaretimi toplayıp bir yavruşkanın bana poz vermesini rica ettim, tabii öncesinde iltifatlar ettim kendisine, ne demişler tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkartır ;)
Gum'un içinde çok şirin bir mağaza var, çok güzel biblolar ve yeni yıl süsleri satılıyor, annemin de bu mağazaya bayılacağını tahmin ediyorum ;)
Çok alakasız olacak ama bu balerini görünce direkt aklıma geldi; Black Swan (Siyah Kuğu) filmini izlediniz mi? Konu biraz ağır ilerliyor ama ben filmi ve Natalie Portman'ın oyunculuğunu çok etkileyici buldum!
Biz 2010'u artık geride bırakmaya hazırız, ya siz? 2011 için yeni dilekler, umutlar, beklentiler hazır bile, 1 Ocak itibariyle bunları dilemeye başlıyoruz yani en azından ben kendi adıma bunu garanti edebilirim ;)
2010'un son haftasonunu en iyi şekilde uğurlayalım olur mu?

23 Aralık 2010

Özledim sizi :(


 Tarçınım... Bedişim...
Umarım iyisinizdir çocuklar, artık haber de alamıyorum sizden ama sizi hiç unutmadım, kalbimin bir köşesinde duruyorsunuz hala :,( 

21 Aralık 2010

Güzellik üzerine...


Evet bütün kadınlar çiçektir bütün kadınlar güzeldir bla bla bla ama güzelliği biraz da ortaya çıkartmak gerekir öyle di mi? Bugün ben size güzel bir ürün tavsiyesinde bulunacağım ama öyle hemen okuyup kaçamazsınız! Yok öyle yağma :)
Maybelline
Makyaj malzemeleri arasında en çabuk tükettiğim ürün göz kalemidir. Hemen hemen her ürünü denediğimi size garanti edebilirim! Genelde kalemlerin akmasından, eyeliner'ın ise istediğim şekilde olmamasından şikayet eder (genelde hepsi yumuşak fırçadan oluşur ki ben de bunları hiç rahat kullanamam), içimden hep keşke şöyle keçeli kalemlere benzeyen bir eyeliner yapsalar derdim. Geçen gün Maybelline Eye Definer Liquid Eyeliner'ını görünce hemen bir şans tanıdım kendisine. Çok ama çok memnun kaldım, sürmesi gerçekten çok rahat ve çok kalıcı, hesaplı ve kullanışlı bir eyeliner arayan herkese tavsiye ederim ;)
Şimdik sıra sizde! Bende sizden rimel tavsiyelerinizi duymak istiyorum.  Ben kirpiklerimi tek tek ayırmayan aksine birbirine yapıştıran ve dolgun gösteren rimelleri seviyorum ama birçok marka denememe rağmen işte aradığım bu diyebileceğim bir rimele denk gelemedim. Üstte fotoğrafını çektiğim rimelim Lancome Hypnose'u vasat buldum... Chanel'i pek sevmedim... YSL ve Shiseido kirpiklerimi döktü. Bir tek MAC Zoomlash ile DiorShow Mascara'dan memnun kaldım. Bir arkadaşım Burberry tavsiye etti ama onu hiç denemedim. Evet kıslaaar mikrofon pardon klavye sizde :)

Öyle bir geçer zaman ki...



Bugün markette bunu görür görmez küçüklüğüme geri döndüm...


Rahmetli dedem her ziyaretinden önce bir kuruyemişçiye uğrar, şeker ve çikolatadan oluşan iki ayrı kese kağıdı hazırlatır, bize öyle uğrardı. Ablamla o kese kağıdının içinden çıkan horoz şekerini, şemsiye şeklindeki çikolatayı, renkli kuş lokumlarını büyük bir keyifle yerdik. Ne güzel günlerdi onlar...


Aaaa bir dakka! Şimdi hatırladım, ibibik ben tüm kese kağıdındakileri bir çırpıda mideye indirirdim ama ablam öyle yapmazdı. En güzellerini sona saklar, benimkiler bittikten sonra piyasaya çıkartır ve aheste aheste yerdi, ben de yutkunarak ona bakardım hahahaha :) Erken öten horozu keserler mi onu bilemiycem ama horoz şekerini erkenden lüpletenlere uyanık ablaların neler yaptığını gayet iyi biliyorum ;)
Canım ablammm seni çok seviyorum (ve de çok özledimmmm) !!!

20 Aralık 2010

Pırtık


Geçen gün telefondayım... Konuşurken de elim ayağım pek durmaz. Kıpır kıpırımdır... Tam konuşmanın orta yerinde terliğimin lastiği parkede öyle bir kaydı ki zooort diye bir ses çıktı, yani istesem bu sesi bu kadar gerçekçi çıkartamazdım! O sırada bir sessizlik oldu, ay nasıl utandım size anlatamam. Telefonun diğer ucundaki de saygı duyduğum biri.... Yok yok düşündüğün gibi değil ayağımdan çıktı o ses diyemedim de kalakaldım öyle ezik ben hahahahah :)
Sizin de böyle komik durumlara düştüğünüz anlar oldu mu? Yoksa tek bahtsız bedevi ben miyim :)

18 Aralık 2010

Pavyon

Bu hafta bir değil birden fazla pavyona ayak bastım! Aaaa çok fesatsınız canım! Pavyon demişken bir kurumun bahçe içindeki yapılarından her birinden bahsediyorum, geceleri geç vakte kadar açık içkili eğlence yerinden değil, bakınız TDK websitesi lütfen, cık cık cık :)
(Mini not; üstümde Miso dışında tüylü birşey görürseniz bilin ki sunidir, gerçek kürke karşıyım...)
Sevinç Abla bu hafta bana "VDNH'a gidiyoruz sen de gelmek ister misin" dediğinde hiç tereddüt etmeden teklifini kabul ettim. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum ama  her bir köşesinde enteresan detaylar saklı olan bu şehirde mutlaka fotoğraflayacağım birşeyler bulacağıma emindim. Portakal hattaki VDNKh durağında indik ve ellerinde bir demet buğday taşıyan altın kaplamalı iki Sovyet gencinden oluşan zafer takına doğru yürümeye başladık...
Büyük fuar alanına girince sağ tarafımızda bizi Moskova'nın en büyük dönme dolaplarından biri karşıladı... Şimdi değil ama ilkbaharda kesinlikle bu dönme dolaba çıkıp şehri tepeden fotoğraflamak istiyorum!
İşte ilk pavyonlardan biri göründü bile... Ne kadar etkileyici duruyor di mi? Ama bu kadar etkileyici binanın içine girdiğimizde gördüğüm manzara beni inanılmaz hayal kırıklığına uğrattı, içerdeki mağazaların köhneliği yüzünden bir tur atıp hemen çıktım...
VDNKh sergi merkezi veya şu anki adıyla Bütün Rusya Sergi Merkezi hakkında internette araştırma yaparken en detaylı bilgiye bir gezi sitesinde ulaşmıştım. Ne yazık ki bu sitedeki yazı olduğu gibi arkadaşım Seden'in kaleminden çıkan bir yazıymış ama hiçbir isim ve kaynak belirtmeden kendileri yazmış gibi yayınlamışlar! Ben burada yazıyı ve linki gayr-i ihtiyari paylaşınca arkadaşım durumu farketmiş. Sadece bu da değil, Moskova ile ilgili yazdığı tüm yazıları sitelerinde hiçbir kaynak göstermeden izinsiz kullanmışlar! Bu yapılanı kesinlikle emek hırsızlığı olarak görüyorum ve yazar/kaynak belirtmeden bir yazıyı izinsiz alıp yayınlayan tüm siteleri kınıyorum!
 Şimdi arkadaşımın kaleminden çıkan VDNKh ile ilgili enteresan bilgileri sizlere de aktarıyorum... Yazının detaylarına buradan ulaşabilirsiniz ;)

1935 yılında Moskova’nın kuzeyindeki caddeleri ve meydanlarıyla, tahta binalardan oluşan bir şehir inşa edildi. Bu sergi 1937 yılında açılacaktı ancak Stalin inşaat alanını ziyaret ettikten sonra bu pavyonları beğenmedi ve büyük gücün potansiyelini yansıtmadığını düşünerek kabul etmedi. Bu büyük projenin oluşmasını sağlayan mimarlar, halkın düşmanı ilan edildiler. Bunun üzerine, yeni planlar yapıldı. Hiçbir masraftan kaçınılmadı, serginin Sovyet insanı ve politik rakipler üzerinde unutulmaz bir iz bırakması için çalışıldı. Toplamda 250 tane, kimisi metal, kimisi mermer, kimisi beton pavyon yapılarak, diğer ahşap binaların arasına yerleştirildi. Meydanın çevresindeki pavyonlar Sovyet Cumhuriyetlerini ve ana bölgelerini temsil eder ve buna göre adlandırılmışlardır. Herbiri, kendine göre değişik dizayn ve dekora sahiptirler. 1990’ların ortasında bu pavyonların pek çoğu kapatılırken, bir kısmı da özel mağazalar haline getirilmiştir.
 Pavyonun önüne, büyük bir meydan ve meydana da “İnsanların Kardeşliği” çeşmesi yapıldı. Bu çeşme her biri Sovyet Birliği Cumhuriyetinin ulusal giysileri içinde olan 15 bronz kız heykeli ile dekore edildi.
Stalin heykeli hazır olduğunda, heykeltıraşlar, eskizini ne yapacaklarını bilemediler. Politik bir hareket gibi görünebilir diye heykeli yok da edemediler. Bunun üzerine, eskiz olarak hazırlanan Stalin Heykeli, dev boyuttaki aslının içine bir matruşka gibi yerleştirildi.
Biraz sizi çektiğim fotoğraflar ile baş başa bırakıyorum ;) 
Mağazalar açısından olmasa da mimari açıdan etkileyici bu sergi merkezini vakit kaybetmeden İsviçreli arkadaşım Elvira ile paylaştım ve ayrı bir tur da onunla gerçekleştirdim. Çin pavyonundan kendimize birer şapka aldık ve bu anı hemen ölümsüzleştirdik. Pembe şapkamla tam bir pavyon gülüne döndüm hii hii :)
Bakın pavyonların birinde ne buldum ben :) Türk markaları burada her yerde karşıma çıkıyor, tekstilimiz ile gurur duyuyorum gerçekten!
 VDNKh metro durağına geri dönerken titanyumdan yapılmış, 30 katlı bir bina yüksekliğinde, uzaya fırlatılmış bir roketi temsil eden bu dikilitaşın yanından geçtik. İçimden Özgül'ün bahsetmiş olduğu Uzay Müzesi sanırım bu olmalı diye geçirdim...
Ve Moskova'da bir gün daha sona erdi... Zamanın jet hızına yetişmeye çalışırken bir hafta daha bitti... Ama bu şehirde keşfedilecek şeyler daha bitmez! Hepinize jet hızıyla geçmeyen tadını aheste aheste çıkaracağınız harika bir hafta sonu diliyorum!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...