15 Nisan 2011

Bolşeviklerin Gizli Matbaası


MTKO ile bu haftaki gezi rotamız; devrim dönemindeki ilk matbaaydı... İtiraf etmem gerekirse bu seferki gezimiz pek keyif verici değildi... Her ne kadar bunun tamamen iyi niyetle yapıldığına inansam da gezi maliyetini düşürmek için ciddi bir rehber yerine bu görevin kendi içimizden birine (Türkle evli bir Rusa) verilmesinden ötürü çeviri tam bir fiyasko oldu... Çat pat Türkçe yarı İngilizce de olsa notlar aldım. Yazdıklarımı derleyip toparlayıp sizlere aktarmaya çalışacağım ama bir kusurum olursa affola ;)
Müze haline getirilmiş olan bu eve girdiğimizde bize önce 1900'lü yıllardaki Rus işçi sınıfı hakkında bilgi verildi... O dönemde işçiler günde 10-16 saat çalışıyor, çalışanların çoğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyormuş.  Çocuklar 5-6 yaşına gelince çalıştırılmaya başlıyormuş. Ayda 15 rubleye erkekler, 8 rubleye kadınlar, 7 rubleye de çocuklar çalıştırılıyormuş. Çalışırken şarkı söyleyen kadınlar ceza alıyormuş. Dini bayramlar çok fazla olduğu halde bayramlarda maaş ödemesi yapılmıyormuş. Bu yüzden çoğu kişi çalışma hayatını bırakıp yeniden köylerine dönmüş. Bunun bir neticesi olarak da 1917 yılına kadar işçi sınıfı tam anlamıyla oluşmamış. Fabrikalar maaş yerine belge vermeye başlamışlar ve bu belgeler ile işçiler kaldıkları yerlerin kirasını ve yemeklerini karşılamışlar. Fakat kaldıkları evler çok kötü durumda olduğu için sefalet içinde yaşamışlar. Japonya ile yapılan başarısız savaş bu durumu daha kötüye götürmüş ve 1904 yılında büyük grevler başlamış.
Şimdi matbaa ile ilgili bilgilere geçiyoruz...
Vasiliy Sokolov (solda) matbaa ile ilgili tüm aletleri getirmiş, Alexander Bogdanov (sağda) ise "Rabochy" (Çalışan) gazetesinin editörüymüş... Bogdanov çok akıllı bir doktormuş, sonsuza dek genç kalmak için kanın devamlı değiştirilmesi gerektiğini iddia etmiş ve bu konuda birçok deneysel çalışmalar yapmış. 1908 yılında büyük ilgi çeken, konusunun Mars'ta geçtiği "Kızıl Yıldız" isimli ütopik kitabını çıkarmış.
Matbaa Maxim Gorki ve karısı tarafından finanse edilmiş... 
Şimdi müze evi dolaşmaya başlıyoruz...
Evin esas sahibi aslında kiracılarının burayı gizli matbaa olarak kullandığını bildiği halde bu duruma göz yummuş. Evin ön tarafını manav olarak kullanan C. Kobidze dikkat çekmemek için arka tarafı da mütevazi bir ev haline getirmiş, karısı, 6 aylık bebekleri ve çalışanlar ile burada yaşamaya başlamışlar.
Burası evin mutfağı... Burada matbaa çalışanları için yemekler hazırlanırmış. 
Sobanın hemen üstünde yer alan bu yatak soğuk kış günlerinde ısınmak için kullanılmış, ayrıca hasta olanlar iyileşmek için bu yatakta yatarmış... 
Ahşap kutuda süt, un, şeker, tuz gibi gıdalar saklanmış. Bu kutu içine konan şeyleri sterilize etme özelliğine sahip olduğundan gıdaları nemlendirmediği için uzun süre taze kalmasını sağlamış.
Yuvarlak çanağı ise yoğurt yapımında kullanmışlar.
Çamaşırlar burada yıkanmış... 
Yıkanan ıslak çamaşırlar rulo haline getirilip bu tırtıklı alet yardımıyla hem kurutulmuş hem de ütülenmiş. 
Bu alet aynı zamanda matbaa çalışanlarına sinyal vermek için de kullanılmış.
Mutfaktan sonra hemen yan odaya oturma odasına geçiyoruz...
Dikkat çekmemek için evde pahalı eşyalar tercih edilmemiş... 
Oturma odasında akşamları yemek sonrası çay içilirmiş, bu maşa yardımıyla şeker kırılarak çaya katılırmış.  
Beşik o dönemde anneden kıza geçen değerli bir eşyaymış. Mavi desenli bezler bebeği kundaklamak için kullanılırmış. Ayrıca bebeklerin altı her zaman kuru olsun diye çarşaf ve yorganda delik açılırmış, alttan aksın gitsin diye hee hee ;)
Bacak bacak üstüne atarak dikiş diken ilk yavru olarak tarihteki yerimi aldım sanırım :P
 Bu dikiş makinası da aslında farklı bir amaca hizmet ediyormuş. Evin hanımı veya yardımcısı alt kattaki matbaanın sesini bastırmak için burda dikiş dikerlermiş.
Oturma odasından çıkıp küçük bir koridordan geçiyoruz... 
Ve kendimizi ön taraftaki manav kısmında buluyoruz...
Gelin yavrilerim çekinmeyin müşteri velinimetimizdir ;)
Burada mandalina, elma, kayısı ve kuru meyveler satılmış. Diğer katlarda çalışan apartman sakinleri ise esas durumdan bihabermiş. Burasının sadece bir manav olduğunu düşünüyorlarmış... 
Çarın fotoğrafı özellikle duvara asılmış, tek amaç kimsenin aklına kötü birşey getirmemekmiş çünkü o dönemde hiçbir devrimci duvarına çarın portesini asmazmış.
Aha böyle yarım ağızla sırıtan satıcıdan korkacan, genelde tatlı tatlı çaktırmadan kazıklar böyleleri :P 
Önce alışveriş sonra fiş :) 
Bu da o döneme ait 500 ruble (yaklaşık 25Lira)...
O dönemde polisler çok sık kontroller yaparmış. Bir polis ayda 15 ruble olan maaşını rüşvet alarak 1000 rubleye kadar çıkartabilirmiş.
Şimdi manavın altından inen merdivenle gizli matbaaya iniyoruz...
Burası asitle taşlar eritilerek yeraltı mağarası haline getirilmiş, o dönemde tuğlalar da kullanılmamış, müze haline getirildikten sonra şimdiki tuğlalı halini almış.
Amerikan markası bu matbaa Bakü'den yasal yollarla alınmış ancak Moskova'ya sokabilmek için parçalara ayrılmış, bu parçalar dikkat çekmesin diye meyve kasalarının içine saklanmış ve bu şekilde içeri sokulmuş.
Mağarada 2 kişi çalışırmış, biri matbaanın önünde çalışır, diğeri de yazıları hazırlarmış.
Havalandırma olmadığı için içerde maksimum 1 saat kalabilirlermiş. Fenerin içindeki mum söndüğü zaman çıkmaları gerektiğini anlarlarmış. 2 kişi çıktığında diğer 2 kişi onların yerini alırmış. Bu çalışma koşulları yüzünden hastalanan çok olduğu halde kimse işi bırakmamış.
Rabochy (Çalışan) gazetesinin basımdan sonraki hali...
Böyle zor şartlarda çıkartılan gazete 1.5 milyon tiraja ulaşmış, inanılmaz di mi?

Gazete basıldıktan sonra meyve kasalarının arasında gizli gizli dışarı çıkartılırmış. Aynı zamanda evin çalışanı 6 aylık bebeği gezdirmek için dışarı çıkardığında gazetelerin bir kısmını bebek arabasına saklar, şifreyi söyleyenlere bu gazeteyi verirmiş. Hizmetçiyi görünce kimse bu durumdan şüphe etmezmiş. Ayrıca o dönemde başkasının çocuğuna yaklaşmak, sevmek yasak olduğu için hizmetçi rahat rahat dolaşıp gazeteyi dağıtırmış.
Fakat bir süre sonra devlet ve işçiler arasında kavgalar inanılmaz boyutlara ulaşmış, bu matbaa da fitili ateşleyen taraf olmuş. Devlet işçilere karşı top mermisi kullanmaya başlayınca burada çalışan Gürcüler gazete çıkartmak yerine işçilerin yanında yer alıp onlarla birlikte savaşmaları gerektiğini düşünmüşler. Böylece 1906 yılında matbaada çalışma durmuş. Çevreye de grev var, daha fazla sebze meyve getiremiyoruz demişler. Matbaayı yine parçalara ayırıp buradan götürmüşler. Başka bir yerde matbaa yeniden kurulmuş ancak 6 ay içinde polisler tarafından bulunmuş ve imha edilmiş.
Bir efsaneye göre polisler aslında burda gizli bir matbaa olduğunun farkındalarmış. O dönemde gizli matbaalarda sadece Gürcüler çalışırmış, evdeki hizmetli ve manavda çalışanlar da Gürcü olduğu için polisler bu durumdan şüphelense de hiçbir zaman bunu ispat edememişler...
17 Ekim manifestosu ile tüm partilere basım özgürlüğü getirilmiş. 1924 yılında ise burası bir müze haline getirilmiş. Ne enteresandır ki buranın bir müzeye çevrilmesini sağlayanlar bu matbaanın esas çalışanlarıymış. Herşeyi eskisine uygun şekilde yeniden inşa etmişler. Ve günümüze kadar korumuşlar...

13 yorum:

  1. ezgi yaman15/4/11 09:29

    günümüze ne zor şartlarda geliyoruz sayende rus tarihinide görüyoruz Nonim...Buarada o kadar hatunun içinde güneş gibi parlıyorsunnn hii hii :)

    YanıtlaSil
  2. oralarda o kadar kaldım ama senin kadar bilgi sahibi olamadım çok teşekkürler bitanem gez gez iyi oluyor bizim içinde

    YanıtlaSil
  3. bacak bacak üstüne atan ilk yavru ay çok güldümya:)cıvıl görüntünle parlıyorsun oradan:)

    YanıtlaSil
  4. ezgicimmm; günümü aydınlattın canım benimmmm :) sanırsam flaş yüzümde patlamış parlama ondandır hii hii :)

    Canım annemmmm; sen gel yine senle de gezeriz güzel annemmmmm!

    AYŞENcim; ay kıssslar ne ısmarlıyım bugün ben size :)

    YanıtlaSil
  5. Nasıl şaşırdım okuyunca, hem bu kadar detaylı bilgi hem de fotoğraf :) Neler var bilmediğimiz, çok teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  6. Ben en çok adamların tarihini nasıl koruduklarından çok etkilendim. Adamlar bolşeviklerin gizli matbaasını günümüze kadar koruyabilmişler.Teşekkürler noni bunları bize de gösterdiğin için.Keşke bizde tarihimize böyle sahip çıkabilsek,korunulmayan o kadar çok şey var ki ülkemizde:((

    YanıtlaSil
  7. francesca mckennitt; rica ederim canım ;) rus hocam bizim tarihi fazla öğrenme yoksa depresif olursun diyor ama gerçekten görülecek o kadar çok müze var ki insanın elinde değil merak etmemek...

    tully; gerçi onlarda da yıkım ve tahribat olmuş ama en azından yeniden restore etmişler, keşke bizde de böyle olsa ve önem versek tarihimize :(

    YanıtlaSil
  8. ne hikaye ama way bee ... teşekkürler cnm benim bizi bilgilendiriyon böylece
    mucuks

    YanıtlaSil
  9. İnanılır gibi değil neler var bak bilmediğimiz, Noni sen ne şker olmuşsun öyle bayıldım. Sanat, tarih kokan paylaşımlar için mucx..

    YanıtlaSil
  10. Beşikte çiş için buldukları çözüme takıldım ben,öff iğrenç :)
    özlem

    YanıtlaSil
  11. Civcivim; geldiğimde sizi bunlardan sözlü sınav yapıcam ona göre :)

    Edacım; sağol tatlımmm mucuk :)

    resimli günlük; yaff evet ben de o kısma takıldım kaldım :)

    YanıtlaSil
  12. nonim harika yaaa... tam Anne Frank okur gibi heycanlanmistim ki senin kaziklamaya hazir tezgahtar halin cikti karsima, cok gulduum!!! alemsin bitanem yaaa!!!
    guzel bir haftasonu diliyorum canikolarim! xoxox

    YanıtlaSil
  13. Canım ablammmm; çok özledim seni bu aralar demiştim di mi fırk fırk!

    YanıtlaSil

Saygı sınırını aşmadığınız sürece tüm yorumlarınız yayınlanacaktır, teşekkürler...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...