29 Mart 2011

:)


Sahiden yaşlılar neden hep böyle tepeye kadar çeker pantalonlarını bilen var mı :)
Hepinize harika bir gün dilerim!
Sevgi böcüğünüz Noni

27 Mart 2011

Unknown


İstanbul'da sinemaya gidip bir film izlemek gayet sıradan bir keyif iken burda çok özel bir aktivite, bir şölen haline geldi resmen :) Çünkü Moskova'da İngilizce film gösteren sinema sayısı çok az, olanlarda ise bir ay boyunca aynı filmler dönüp duruyor. Yani yeni bir şey izlemek istersek bir ay beklememiz gerekiyor. Bu hafta sonu şansımızı bir deneyelim dedik ve bingo! Liam Neeson'ın Unknown isimli filmi makul bir saatte gösterimde olunca pek bir keyiflendik. Filmin konusu kısaca şöyle;
Dr. Martin Harris, Berlin gezisi sırasında bir trafik kazası geçirir ve komaya girer. Komadan çıktığında ise, karısının bile onu tanımadığını görür. Dr. Harris, bir başka kişinin kendi kimliğini çaldığını ve yerine geçtiğini görünce daha da büyük bir şoka uğrar. Kaza öncesinde tanıdığı herkes, artık onun Harris olduğuna inanmamaktadır. Kendi kimliğini ispatlama mücadelesinde yalnızdır...
Film oldukça sürükleyiciydi, ayrıca konu Berlin'de geçtiği için pek pozitif görüntü çizmese de Türklerle ilgili kısımlar da vardı (yol boyunca cep telefonuyla Türkçe konuşan taksi şoförü, Türk kahvehanesi, Türk ailenin oturduğu apartman gibi...) Biz filmi sonuna kadar sıkılmadan izledik. Ama bu yorumu yapan kişinin 2 aydır sinamalardan uzak kaldığını da göz önünde bulundurmanızı isterim ;)
Filmden sonra biraz da yavruşkaları izledim ;)
Burda geçen gün metroda her iki kirpiğinde swarovski taş olan bir hatun gördüm, yaaa biz de süslü diye geçiniyoruz!
Hepinize harika bir hafta dilerim!

26 Mart 2011

Upside Down

Bu sabah aynen Miso gibi kafamı dışarı uzattım ve lapa lapa yağan karı görünce hüsrana uğradım! Yok arkadaş buraya bahar mahar gelmeyecek anlaşıldı! Zaten ruh halim artı ve eksi dereceleri üst üste yaşamaktan altüst oldu!  
Bu ruh halime Upside Down Cake iyi gider dedim ve prensi de peşimden sürükledim...
İlk defa Moskova'da bir cafe'de sımsıcak bir hava hissettim!
Ooo piti piti karamela sepeti...
Pancarlı kek...
İlk defa yedim, çok hafif & nefis...
Cappuccino'su da öyle...
Bugün tüm yavruşkaların gözü benim saçlarımdaydı, eee hep ben mi sizi inceliycem biraz da siz bana bakın hee hee :) Ayrıca 2 tanesinden de iltifat aldım, çok şaşırdım! Ne dersiniz pek de sandığım kadar soğuk millet değiller di mi?
Moskovalılar için; Upside Down Cake'in leziz tatlarına bakmak isterseniz adresi:
76 Bolshaya Gruzinskaya, Moscow
Metro: Mayakovskaya
Tel: +7 (495) 926 83 97


p.s. Aslında şu anda ruh halim gerçekten alt üst durumda... Kimileri bebek sahibi olmak için can atarlar, kimileriyse masum canlara kıyarlar, gözlerim ağlamaktan şiş, sanırım bir süre gazetelere göz gezdiremeyeceğim...

25 Mart 2011

Takunya

Bir ayakkabıda 3 şeye bayılırım:

1. Bir yerinde mutlaka bir fiyonk veya kurdelenin bulunması.
2. Burdaki yavruşkaların boyuna yetişecek yükseklikte olması.
3. İlk iki maddenin çok hesaplı bir ayakkabıda buluşması.

Ne mutlu bana ki Forever 21 var!
Takunyalarımı ayağımda görmek için sabırsızlanıyorum!

Mutlu hafta sonları!

24 Mart 2011

Leo


Daha önceden söylemiştim di mi? Küçükken benim barbie yerine oyuncak araba koleksiyonum vardı. Hepsini yan yana dizer saatlerce oynardım. Ayrıca ne hikmetse Volvo'ya karşı bir zaafım vardı, bir de karavanlara... Tüm aile "büyüyünce karavanına beni de bindirecek misin" diye bana takılır, o gün tepem atıksa bindirmezdim :) Yeğenim Derin bana mı çekmiş ne :P Oyuncak arabalarım hala annemlerde durur, pek bir kıymetlidirler benim için öyle ki eğer çocuklu birileri misafirliğe gelirse sakın arabalarımı verme diye  anneme tembih etmişimdir hahaha :) Geçen akşam prensimle yürürken bu leoparlı Volvo'ya rastladık, tabii ben anında mest! Heyecanla fotoğrafını çektim. Gördüğünüz gibi çektiğim fotoğrafları hepinizle cömertçe paylaşabilirim ama oyuncaklarımı aslaaa!

Dikiş No.3

3. dikiş dersimizin konusu dikeceğimiz eteğin kumaşını seçmekti..
Davina'nın stüdyosunda buluştuk, birer kahve içip çıktık...
Tulskaya metro durağında indik ve karlar altında kısa bir yürüyüşün ardından kumaşçımız Barokko'ya vardık...
İçeri girer girmez kumaşları talan etmeye başladık...
%50 indirim olmasına da bir hayli sevindik...
Hocamız İrina'nın da tavsiyesi ile kumaşlarımızı aldık...
Ardından yine metroya bindik, bu sefer Prajskaya durağında indik ve eteğimizi dikerken gerekli olan iğne iplik, makas, fermuar gibi malzemeleri temin ettik...
Açıkçası ben daha eğlenceli bir bir kumaş istiyordum ama maalesef gittiğimiz mağazada aradığımı bulamadım. Dikeceğim ilk etek olacağı için üstünde pek durmadım ve bunu seçtim. Ama Türkiye'ye geldiğimde güzel bir kumaşçıya uğramak istiyorum. Böyle bildiğiniz (üstünde kara kediler, renkli yıldızlar olan) eğlenceli kumaşların satıldığı orjinal bir mağaza var mı? Dikişe meraklıların yardımlarını rica ediyorum, teşekkürler :)

23 Mart 2011

+2 kg

Bir zamanlar yolu bizim gibi Moskova'dan geçmiş olan sevgili Haydins sayesinde tanıma fırsatı bulduğum, blogunda yazdığı harika gezi yazıları sayesinde IWC üyeliğimi hızlandıran tatlı Ayşe'ye misafirdik bugün... Bir araya gelmemizin esas amacı yabancı arkadaşları Ayşe'nin leziz yemekleri eşliğinde Türk tatlarıyla tanıştırmaktı. Tanrım bu nasıl bir hamaratlıktır!!! Ayşe çıtı pıtı haliyle o kadar şey yapmış ki hepimizin ağzı hem açık kaldı hem boş kalmadı :) Polonyalı ve Meksikalı arkadaşlar ve biz tabaklarımızı sildik süpürdük! 
Eveeetttt ben bu tabağın hepsini sildim süpürdüm!
Üstüne bir de harika bir incirli tatlı yedim!
Başlığın neden +2 kg olduğunu şimdi daha iyi anladınız di mi ;)
(Bu arada saçlarımda gördüğünüz gibi HİÇBİR değişiklik yok sadece boyu kısaldı, kırıkları gitti o kadar böhüüüü...)
Satır aralarımda mutlaka farkediyorsunuzdur; buraya geldim geleli memleket özlemiyle pek bir milliyetçi kesildim, ama gerçekten bizim insanımız bir başka! Ben bu dört dörtlük misafirperverliği bir tek bizde gördüm...
Ayşe'cim bu muhteşem evsahipliğin için çok teşekkür ederim, ellerine sağlık canım, artık tarif alma bahanesiyle haftada bir sendeyim benden kurtulamazsın hii hii ;)

Kuaför Derdi!


Saçlarımı, kıvırcık saçın tüm dezavantajlarına karşın seviyorum. Şekle zor girse de bakımı zor olsa da hiçbir zaman kalıcı olarak düzleştirmeyi düşünmedim. Rengini de beğeniyorum, bugüne kadar hiç boyatmadım, kimyasallardan uzak durdum, beyazlayana kadar da boyatmayı düşünmüyorum. Ama her bayan gibi ben de değişiklik istiyorum, renk olarak olmasa bile en azından kesim olarak kendimde yenilik yapmak istiyorum. Moskova'daki soğuk hava şartları ve sularının kireçli olması nedeniyle bir hayli yıpranan saçlarımı kestirmek için kuaför salonunun yolunu tuttum bugün... Aslında başta sadece uçlarından aldırmayı düşünüyordum ama içeri girince ne olduysa bir cesaret geldi bana... Tabii gittiğim salonda herkes İngilizce bilmiyor, bileni buldum ne istediğimi anlattım (saçlarımın çok ağır uzadığını, çok gür olduğunu, küt kesim istediğimi, ama bana yakışıp yakışmayacağını bilemediğimi, önerilere açık olduğumu söyledim) o da saçımı kesecek olan kuaför Alexey'e aktardı. Ama cins kuaförün benim bonus kafamdan gözü mü korktu ne, kısa kesime ikna olmadı, şaka gibi di mi :) Neymiş efendim çok modern ve kısa şekilde saçımı kesermiş ama bunun için evimde özel bir saç stilistimin olması gerekirmiş, ben şekle sokamazmışım. Tabii yaaa! Bu benim aklıma neden hiç gelmedi ki!!! Böyle biri olsa orda işim ne zaten! Tövbe tövbeeee! Alexey ile baş edemeyeceğimi anlayınca pes ettim, o zaman kendi neyi tavsiye ediyorsa o şekilde kessin dedim. Sonuç tam bir fiyasko! Elini korkak alıştıran cins kuaförümüz saçımı orta boy kesti bıraktı. Zati adamın dazlak kafasından huylanmam gerekirdi, başında saçı olmayan bir kuaför ne kadar empati kurabilir ki! Şimdi saçlarım en nefret ettiğim şekli aldı, ne uzun ne kısa, ikisinin ortası, hiçbir ruhu yoktur bence bu kesimin. Modern de hiç durmuyor, gayet klasik. Salonun müdürüne şikayetlerimi ilettim, içimden de Alexey'e okkalı bir küfrü bastım sinirden kıpkırmızı olmuş bir şekilde çıktım. He giderken bir de ültimatom verdim, aynı salonu kullanan prensimin de saçını bundan böyle Alexey kesmesin dedim, artık bundan böyle Olga kesecek prensimin saçlarını hee hee :P 


Şimdi gelelim esas meseleye! Türkiye'ye gidince yapılacaklar listemin 1 numarasına kuaföre gitmeyi ekledim. Saçlarımı böyle omuz hizasında istiyorum, sizce bu saç modeli bana yakışır mı? Ne dersiniz? Fikirlerinize ihtiyacım var çok mutsuzum böhüüü beni ancak siz yavriler anlarsınız :(

20 Mart 2011

Kuş Dili


Hatırlıyorum... Canım anneannem ve rahmetli dedem kendi aralarında kuş dilinde konuşurlar, onları anlamayan ablamla ben bu dili çözmek için büyük çaba harcar, bir anlam çıkartmaya çalışır ama yine de tek kelime anlamazdık :) Hala bu dilin sırrını bilmiyoruz.
Kedileri olan mutlaka biliyordur, onların da kullandıkları bir kuş dili var ve ben buna bayılıyorum! Bilmeyenler için konuyu hemen bir video ile destekliyim, bakınız Miso'nun Ekim ayında kuşlarla konuşması :) Çok komik değil mi? Ne diyor acaba? Pişt yavlum baksana bi bana, gel kız vallah kötü bir niyetim yok mu diyor?

video
Miso on Twitter :P
Kuş dilini hala bilmiyorum ama bugünlerde sevdiklerimin yanına kuş olup uçmak istediğimi iyi biliyorum! Yarın güzel ablamın ve minik yeğenlerimin yanına uçan canım anneme harika bir yolculuk diliyorum! Şşşt bensiz bensiz kulaklarımı çok cıvıldatmayın bakiyim hii hii ;)

Uskumru

Gittiiiii gitti gittiiii! Dillere destan güzelliğim gitti! Kıskanç yavruşkaların kem gözlerinin kurbanı oldu gittii!!!! 1 haftadır kaynağını bir türlü bulamadığım devamlı akan bir burun, dudağımda çıkan 3 koca uçuk ve huysuz bir ruh hali... Tüm bunların bileşkesi ise sinameki tadında bir Noni !

Baaak ben 1 saniye içinde şirineden bir gargamele dönebiliyom :P
Şimdi anladınız mı durumun vehametini!
Benim limoni hallerimi geçelim, esas bugünkü balık dersimize gelelim!
IWC bünyesinde gerçekleştirilen bu kursa prensleri de dahil ettik. Belki birazcık ilham alıp mutfağa "yapıcı" şekilde destek verirler diye :P
Sisters Grimm'e girince bizim için ayrılmış bölüme doğru yol aldık...
Bizim için hazırlanan hoşgeldin içeceklerinin tadına baktık...
Salatalık limonatasına bayıldım!
İçinde yeşil limon (lim) suyu, salatalık suyu, salatalık dilimleri, limon kabukları ve gazlı su varmış. Benim gibi bir sinamekiye bu iyi gider di mi ;)
Bir köşede ise balıklı atıştırmalıklar duruyordu...
Hocamız Anna bize balık kişin nasıl yapıldığını anlattı...
Balık türü olarak füme uskumru kullandık...
Uskumru'nun Rusça'da скумбрия olduğunu öğrenince bir hayli şaşırdım doğrusu!
Balığın temizlenmesi zaman alacağı için malzemeler önceden hazırlanmış...
En altta milföy hamuru, üstte küçük parçalara ayrılmış uskumru balığı, kremalı karışım (200ml krema, 2 yumurta, tuz ve karabiber), en üstte de pırasalar payrexe dökülüyor... Ve 20-30 dakika fırında pişiriliyor.
Balık kişimiz hazır! Uskumrunun tadı mı yoksa füme olması mı nedir bilmiyorum kişin korkunç bir kokusu vardı, bir çatal aldım ve kokudan zor yuttum. Ki benim 1 haftadır devamlı akmaktan dolayı koku alma yetisini kısmen kaybetmiş bir burnum var! Bir de böyle olmasaydı ohhh mondüüü diyerekten kendimi yerde bulurdum heralde :P Kim ne derse desin ben Türk mutfağımızın bir numara olduğunu düşünüyorum, var mı itirazı olan? 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...