17 Ekim 2016

Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri

Çok uzun zamandır blogumda bir sergi postuna yer veremedim, açıkcası bunun rahatsızlığını hissediyordum çünkü blogumda sadece giyim kuşam değil elimden geldiği kadarıyla sanata da yer vermek istiyorum. Şehir dışında olanlar veya yoğunlukları nedeniyle sergi & müze gezmeye fırsatı olamayanlar için bunun iyi bir alternatif olduğunu düşünüyorum. Pera Müzesi'nin koleksiyon sergilerinden biri olan "Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu"nu bugün sizlerle paylaşabildiğim için çok mutluyum. Fotoğrafları kornolojiye bağlı kalmadan karışık şekilde çektiğim için notları toparlamam ve buraya aktarmam epey zamanımı aldı, sıralamada biraz şaşırdıysam lütfen kusuruma bakmayın. Kahvelerinizi elinize aldıysanız sergiyi gezmeye başlayalım o halde :)
Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri, Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın üç büyük koleksiyon alanından biridir. MÖ 2. binyıldan günümüze, yaklaşık dört bin yıl boyunca Anadolu'da kullanılmış başlıca ağırlık ve ölçü aletlerini kapsayan koleksiyon, bu alandaki önemli birikimlerden biri olarak kabul ediliyor. Arazi ölçümünden her türlü alışverişe, mimarlıktan sarraflığa, denizcilikten eczacılığa kadar çeşitli alanlarda kullanılan ağırlık ve ölçü aletlerini bünyesinde barındırıyor. Gerek dönemler ve kültürlerarası sistem ilişkilerinin, gerekse dönüşümlerin ve sürekliliklerin izlenmesine olanak veren bilimsel bir kaynak niteliği taşıyor.
Koleksiyondan kronolojik bir düzenlemeyle sunulan geniş seçki, Anadolu bilim ve kültür tarihinin bu heyecan verici ilgi alanına ışık tutmayı amaçlıyor, ticari pratiklerin köklü geçmişine, kullanılan ağırlık ve ölçülerden yola çıkarak yeni bir bakış sunuyor.
Athena büstü biçimli kantar ağırlığı (Geç Roma - Erken Bizans dönemi, bronz-kurşun)  
Tahtta oturan imparator biçimli kantar ağırlığı (Geç Roma - Erken Bizans dönemi, bronz-kurşun)  
Athena büstü biçimli kantar ağırlığı (Geç Roma - Erken Bizans dönemi, bronz-kurşun)
Orta Tunç Çağı'nda Ticaret

Ticaret veya günlük alışverişe ilişkin en erken örneklere, Mısır, Mezopotamya, Filistin ve Anadolu'yu kapsayan Yakın Doğu coğrafyasında rastlanır. Henüz sikkenin icat edilmediği bu dönemde alışveriş, önceleri takas yöntemiyle daha sonra değerli madenlerle yapılıyordu. M.Ö. 2 binyıla rastlayan Orta Tunç Çağı'na "Asut Ticaret Kolonileri Dönemi" damgasını vurmuştur. Kayseri yakınındaki Kültepe (Kaniş Karumu) kazısında bulunan çivi yazılı kil tabletlerden elde edilen veriler, Anadolu ve Asur arasında organize bir ticaretin varlığına, tüccarların, güzergahları üzerindeki karum (ticaret merkezi) ve vabartum'larda (pazar yeri) gümüş, bakır, demir, kalay gibi madenlerin yanı sıra kumaş, değerli taşlar, baharat gibi çeşitli malların ticaretini yaptıklarına işaret eder. Ticaret hayatının vazgeçilmez aracı olan terazi ve terazi ağırlıklarının da, M.Ö. 3. binyıldan itibaren Yakın Doğu coğrafyasında kullanılmaya başlandığı söylenebilir.
Yazıtlı kent ağırlıkları (Roma İmparatorluk dönemi, kurşun)
Şehrin Kalbi Agora

Ticaret ve günlük alışveriş, antik dünyada yaşamın önemli bir parçasıydı. Sebze, meyve, et, balık, yumurta, bal, peynir, parfüm, baharat, un, ekmek, kap kacak ve değerli taşlar gibi gıda ve mallar, para karşılığında sürekli el değiştiriyordu. Alışverişin gerçekleştiği ana mekan ise agora'ydı. Kentin merkezi olan agora'da halk sadece alışveriş yapmaz, orada buluşur, sohbet eder ve siyaset tartışırdı.Burada, üç memur grubu görev yapardı:

Agoranomosagora'nın düzen ve disiplininden sorumlu zabıtaydı. Malların kalitesi, fiyat ve temizliğinin yanı sıra tezgahların düzenini sağlardı. Her türlü huzur bozucu olaya müdahale eder ve suçluları cezalandırırdı.
Metronomos, esnafın kullandığı terazi ve terazi ağırlıklarının doğruluğundan sorumluydu. Sahte ve hileli oldukları belirkenen terazi ve ağırlıklar imha edilir, sahiplerine ceza verilirdi.
Sitophylakes, buğday, arpa gibi tahıl ve tahıl ürünlerinin kalitesi, miktarı ve fiyatını denetlerdi.
Özellikle Mezopotamya’da yoğun olarak kullanıldığı bilinen Babylonia tipi ağırlıklar, başını geriye döndürmüş ve gövdesine yaslamış stilize ördek biçimindedir. Baş ve kuyruk detayları kazıma çizgilerle gösterilmiştir. Hematitin yanı sıra beyaz ve krem rengi kaya kristalinden yapılmış örnekleri bulunan ağırlıkların alt kısımlarında, sahibinin kimliğini ifade ettiği düşünülen, oyularak işlenmiş işaretler görülür.
Athena büstü biçimli kantar ağırlığı (Roma İmparatorluk dönemi, bronz-kurşun)
Herakles büstü biçimli kantar ağırlığı (Roma İmparatorluk dönemi, bronz-kurşun)

Antik çağın en ünlü kahramanlarından, güç ve cesaretin sembolü Herakles’in büstü biçimindeki kantar ağırlığı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu‘nun en önemli eserlerinden biridir. Uzun ve gür sakallı, dalgalı kısa saçlı betimlenen Herakles, başında bir defne çelengi taşımaktadır. Göz akının gümüşten yapıldığı, çukur olarak gördüğünüz gözbebeklerinin ise, bir zamanlar değerli taşlarla süslenmiş olduğu düşünülmektedir. Başının tepesindeki sabit halkada, saç örgüsü biçimli orijinal zincirin 4 cm’lik bölümü korunmuştur.
Mercurius büstü biçimli kantar ağırlığı (Roma İmparatorluk dönemi, bronz-kurşun)
Astragal (aşık kemiği) biçimli ağırlık seti (Roma İmparatorluk dönemi, bronz-kurşun)
Romalılar Alışverişte

Anadolu, Hellenistik Dönem'in ardından Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girdi. Bu dönemde biri Yunan diğeri Latin karakterli, çift kültürlü bir yapı söz konusuydu. Romalılar, Klasik ve Hellenistik dönemlerin agora'sına forum adını verdiler; ancak agora hiçbir zaman unutulmadı. Bu dönemdeki pazar yerleri, Hellenistik Dönem'de olduğu gibi, genelde kare veya dikdörtgen planlı ve çok katlı yapılardı. Sıra halinde yan yana dizilen dükkanlar bulunurdu. Pazarların etrafındaki sokaklarda ise ürünlerini satmak isteyen köylüler, çiftçiler ya da küçük esnaf tezgah kurardı. Fırıncılar, bakkallar, kasaplar, manavlar, balıkçılar, kumaş satıcıları, baharatçılar, parfümcüler ve benzeri esnaf için teraziler ve terazi ağırlıkları ile kantarlar ve kantar ağırlıkları en önemli kamusal araçlardı. Ödemeler altın, gümüş ve bronz sikkelerle yapılıyordu. M.S.4. yüzyılda, sahte veya ağırlığı azaltılmış altın sikkelerin tespit edilmesi, anlaşmazlıkların çözülmesi için pazarlarda zygostates unvanlı kişiler görev yapıyordu.

Anadolu'da ve Ege coğrafyasındaki diğer şehir-devletlerinde, Klasik ve Hellenistik dönemlerde kullanılan terazi ağırlıkları üzerinde, onu kullanan kentin sembolü (parasemon), kent halkının adının birkaç harfi ile birim işareti bulunurdu. Kullanılan ana birim mna idi; yarısı, çeyreği, sekizde biri veya altıda biri gibi alt birimleriyle; iki veya üç katı birimleri de mevcuttu.
Roma İmparatorluğu'nda libra (litre) ve onun on ikidi biri değerindeki uncia (oungia) en yoğun kullanılan ağırlık birimleriydi.
Bizans'ın "Kutsal" Ağırlıkları

Çok tanrılı dinin yerini Hristiyanlığın, resmi dil Latince'nin yerini de Yunanca'nın almasıyla, zaman içinde gelişen farklı kültürden dolayı modern tarihçilerin Bizans olarak adlandırdıkları devlet, aslında Roma İmparatorluğu'nun devamıydı.
Balkanlar, Trakya ve Anadolu coğrafyası Bizans egemenliğinin en yoğun hissedildiği bölgeler; başkent Konstantinopolis ise Bizans siyasi, kültürel ve ticari hayatın en önemli kentiydi.
Genç Antik Çağ'da ticaret hayatı, kontrol ve otorite değişmeye başlayınca, Arkaik ve Klasik dönemlerden beri pazarlardan sorumlu agoranomos'luk memuriyeti de değişti. Devletin resmi terazi ağırlıkları ve ölçüleri kentlerin en büyük kiliselerinde korunuyordu. Orta Bizans dönemine tarihlenen Vali'nin Kitabı'na göre, "Vali" (Eparkhos) damgasını taşımayan kantar, terazi ve ağırlıkları kullanan esnafa kırbaç, saç kazıma, mallarına el koyma ve sürgün gibi cezalar verilirdi.
Bizans'ta mal tartmak için litra ve ounkia; sikkelerin ağırlığını kontrol etmek için ise nomisma kullanılırdı.
Ağırlık ve Ölçülerle Yeni Bir Kimlik

1071'deki Malazgirt Savaşı ile birlikte Türklerin Anadolu'ya yoğun olarak girip yerleşmeye başlaması, Anadolu'nun Türkleşmesinin yanı sıra İslamlaşmasının da yolunu açmıştı. Osmanlı Devleti'nin ortaya çıkmasına kadar olan dönemde Anadolu'da hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti ile Türk beylikleri alışverişlerde kendi sikkelerini, ağırlık ve ölçülerini kullanmaya başladılar. Gümüşe dayalı dirhem ile altına dayalı miskal, Anadolu pazarlarının yeni ağırlık birimleri oldu. Meslek grupları ise ahilik teşkilatı çerçevesinde ticari faaliyetlerini sürdürüyordu. Düzeni ise muhtesibler sağlıyordu. Şehirler ve ülkeler arasındaki ticarette tüccarların yaşamını kolaylaştıran en önemli yapılar kervansaraylardı.
50 ile 5 dirhem arası ağırlıklar (11.-15.yy, bronz)
Osmanlı Tarzı Çarşı

14. yüzyılın başından itibaren, Rumeli ve Anadolu'da genişleyen Osmanlı Devleri, Anadolu Selçukluları be Beylikler dönemindeki dirhem ve miskale dayalı ağırlık birimlerini sürdürmüştür.
Osmanlı Dönemi'nde Anadolu kentlerinin ticari merkezlerinde veya çarşılarında alışveriş bedesten, han ve arastalarda sürüyordu. Ahilik teşkilatının yerini alan ve 19. yüzyıla kadar devam eden lonca teşkilatı (esnaf birlikleri) hiyerarşik bir yapıda; usta, kalfa ve çırak ilişkileri çerçevesinde yürüyordu. Lonca lideri "Kethüda" veya "Emin", yardımcısı ise "Yiğitbaşı" olarak anılırdı. Tüm kontrolü zabıta olarak tanımlanabilecek muhtesib sağlardı. Denetlenen terazi ağırlıklarının üzerine kontrolden geçtikleri yıl ve padişahın tuğrası ile "ayar tam", "ayar şod" (ayar oldu) beya "imtihan" yazılı damgalar vurulur, hileli olanlar ise toplanır veya iptal edilirdi.
Bedesten'de alışveriş dışında, malların fiyatları belirlenir, vergiler toplanır, değerli eşyalar veya loncalara ait defterler korunurdu.
Hanlar; konaklama, depolama, atölye ve küçük dükkanların yer aldığı genellikle avlulu, iki katlı mekanlardı.
Arastalar ise, sokakta karşışıklı sıralanan ve aynı cins malların satıldığı dükkanların yer aldığı çarşılardı.
Batılılaşma ve Metrik Sistem... Dirhem'den Gram'a, Arşın'dan Metre'ye

19. yüzyılda Avrupa'yı örnek alan reform politikaları, Osmanlı İmparatorluğu'nda, çok boyutlu bir değişime neden olmuş, bu değişim ölçü ve tartı sistemine de yansımıştır.
Paris Bilimler Akademisi, metre, kilogram ve litreyi uzunluk, ağırlık ve hacim ölçü birimleri olarak 18. yüzyılın sonunda, Osmanlı Devleti ise "Metrik Sistem"i 1869 yılında resmen kabul etmiştir. Avrupa ile ilişkilerin getirdiği zorunluluklar ve Osmanlı ölçü ve tartılarını standartlaştırma isteği bu kararın etkenlerindendir.
1869 yasasını takip eden 60 yıl boyunca "geleneksel ölçüler" ile "metrik ölçüler" İmparatorluk topraklarında birlikte yaşadı. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin 1931'de yayımladığı "Ölçü ve Tartılar Kanunu" ile metrik sistemi 1 Ocak 1933'ten itibaren Türkiye'de zorunlu kılınmış; yeni ölçü ve tartılar 1 Ocak 1934'ten itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Uzunluk Ölçüleri

Metrik sistemin kabulünden önce, Osmanlı İmparatorluğu'nun temel uzunluk ölçü birimi arşındı. Değerleri, yöreye ve ürüne göre değişen üç tip arşın kullanılırdı; Mimar arşını (75,8cm), çarşı arşını (68cm) ve endaze (65cm).
Mimar arşını, arazi ve bina ölçümlerinde; çarşı arşını ve endaze ise çarşı ve pazarlarda, değişik cins kumaş, basma, halı ve benzeri ürünleri ölçmede kullanılırdı.
Hacim Ölçüleri

Osmanlı döneminde sıvılar, tahıl ve baklagillerin miktarlarını hesaplamak için "kile" adı verilen hacim ölçüsü kullanılırdı. 
Kile'nin değeri, bölgelere göre değişse de, İstanbul Kilesi (~ 37 litre) zamanla standart kile olarak kabul edilmiştir.
Kile'nin alt birimleri olan yarım kile, ~ 19lt, şinik ~ 9,5lt, kutu ~ 5lt ve zarf ~ 2,5lt, yaygın olarak kullanılan ölçülerdi.
Ağırlık ve uzunluk ölçüleri gibi hacim ölçüleri de devlet memurları tarafından denetlenir ve standarda uygun kileler damgalanırdı.
Hacim Ölçüleri (19.-20.yy) 
Pusula (19.yy pirinç-cam)
Kadran üzerinde Güney açısının yaklaşık 4o derece olarak işaretlenmesi, İstanbul'da kıble yönünü belirlemek için kullanıldığını gösterir.
Terazi Takımı (18.yy, İran, ahşap-pirinç)
Erken Bir Bilgisayar Denemesi: Rubu Tahtası

İlk örneklerine Ortaçağ'da rastlanan, usturlap, rubu tahtası ve kıblenüma gibi aletler zamanı ve kıble yönünü belirleme ihtiyacı ile ortaya çıkmıştır. Astronomi ve zaman ölçümlerinde kullanılan usturlaptan esinlenerek geliştirilen rubu tahtasını, namaz vakitlerini tayin eden muvakkitler ve camilerin kıble yönünü belirlemek isteyenler kadar uzaklık, açı, yükseklik ve eğim ölçen mimarlar da kullanırdı. Astronomi ölçümlerinde belirli bir enleme göre tasarlanır ve sadece bu enlemdeki yerleşim yerlerinde doğru bilgi verirdi.
Rubu tahtasının güneşin yükseklik açısını belirlemek için kullanılan ön (mukantarat) yüzü, belirli bir enlemden gözlenen yer ve gök küresine ait izdüşüm çizgilerini içerir. Arka (müceyyep) yüzü ise, gök cisimlerinin konumunu tanımlayan değerler arasında küresel trigonometrik fonksiyonları hesaplama, cebirsel ve aritmetik işlem yapmayı sağlayan bir hesap cetveli işlevi görür.
Genellikle şimşir ve benzeri sert ağaçtan yapılan rubu tahtaları, 20. Yüzyıl başlarına kadar İslam ülkelerinde yaygın biçimde kullanılmıştır.
Rubu Tahtası (19 Şubat 1753, ahşap-pirinç)

1 yorum:

  1. Müzeler beni büyülüyor..
    Rahmi Koç müzesine gittik ct günü...ve kelime bulamıyorum orası için....
    Müze gezmek o zamanlara gtimek büyüleyici.. çocuklarımıza da aşılıyoruz ne güzel..
    sevgiler,

    YanıtlaSil

Saygı sınırını aşmadığınız sürece tüm yorumlarınız yayınlanacaktır, teşekkürler...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...